SAFA GETİRDİN...
Kırkı çıkmış bir hayatın düzeltmesiz özeti bu şiirler..
Kimbilir kaç sene daha birikir bu tas.
Hoşluk bulursunuz umarım. Sevgim ve daim saygılarımla...
CENDERE
Orta yerindeyiz müşkülün
Ne bir yol
Ne geçip gidenden bir iz…
Toprağa karışmış
Güneşli hava, parlak ay
Her birimiz bir yerde
Başka başka biçimde
Sefil bir haldeyiz…
Durmak çare değil
Yürümek büsbütün tuzak
Zor zenaat akılla idrakle yaşamak…
Son şairden birkaç mısra
Son erenden bir hikmetli söz
Kurtulur muyuz söyle
Duymak ve bilmek
Ve hevesle öğrensek bile
Yokluk ıslanıyor pencerelerde
Ve bilinmez bir kerte
Son durak hani, son toprak nerde…
EVLAT
Bir de açtım ki gözlerimi
Doğmuşsun çoktan
Bir kadın ölümü göze almış
Kanı çekilmiş elden ayaktan
Bembeyaz ölü gibi bir yüz
Mora çalan dudakları, gülümsemede
Vazgeçmişken yaşamaktan
Yetinmemiş azmettirmiş seni
Yaşamaya…
Bir de baktım ki,
Yürümüş okullu olmuşsun çoktan
Akıl desen akıl, yürek desen yürek
Bir sevgi ki incitmeyen
Biteviye gözlerinden akan
Ve buse buse yanaklara konan
Azmettiricisiyle yan yana
Kafa kafaya verip
Coşkuyla yaşayan…
Birden anladım ki…
Ölüymüşüm meğer çoktan
Bir devir teslimmiş doğuşun
Bir nefes, bir ses, bir gönül işi
Bir aşkla ortaya çıkan
Yaramaz, haylaz, sevimli
Huzurlu bir yaşamak haliymiş
Seni doğurmak o zaman…
ANLAMAK UYANDIRMIYOR HER ZAMAN
Aslında haklıydı sair
Yok yok, yanlış duymadın
Benden gayrısı çözmüştü
Olmazlarımızı
Bir ben görmezlikten geliyordum
Serde gençlik, başta o deli rüzgâr…
Aslında haklıydın sende
Yok yok, doğru duyuyorsun
Benden gayrısı inanmazdı
Bunca tutarsız yalana
Bir ben inanıyordum
Kalpte sen, başta yine o deli rüzgâr…
Aslında haklıydım bende
Yok yok, doğru söylüyorum
Benden gayrısı kanmazdı
Bu kadar saçmalamana
Bir ben aldanıyordum
Serde saflık, başımda hep o deli rüzgâr…
MEZAR
Sabahın ayazına bırakma
Şavka sür yaralarını
Avuç dolusu ayrılıkları
Biriktir imbikten süze süze
Acılarını yuğ derin sularla
Ağarttığın saçlarını say
Say ki kaybolmasın yıllar
Say ki, boğulmasın
Tadı tuzu
Ve bir ana kuzusu
Yas tutmasın ardından
Bir izdihamın ortasında
Unut gitsin yalnızlığını
Bir cop patlasın sırtında
Erken mapusa düşen
Delikanlı ütopyalarından
Sıyrıl
Sıyrılıp çık o zamansız
O farz-ı misal yaşamalardan
Kim derdi ki
Çekip gideceksin sevdalardan
Kim derdi öğreneceksin terki bir gün sende
Ve kim derdi gömülmek için bir çukuru
Parmaklarınla kazacaksın
Ulu bir çınarın gölgeliğine…
Gün,
Ayazın ortasına doğuyor .
Elimi sürmüyorum
Gecenin vurgununda payım yok
Ağaçlar baharı mı bekliyor
Toprak uyanmak mı istiyor
İkisine de sözüm yok…
Kimseyi almadım yanıma
Tek başınalık
Yalnızlıksa
Ve yalnızlıkta biraz hasret
Biraz çaresizlikse eğer
Bana ne…
Yokluk yoksunluk…
Deliyorsa cebimin astarını
Üç beş bozukluk
Aldırmam…
Fukaralığı almadım defterime
Bana beni katık ettim
Karnımın ağrılarına sakladım
Gülmeleri gülüşmeleri
Ve sevişen kumrular diktim
Penceremi hapseden demirlerine…
Benzemedim kimseye
Benzesin istemedim bir günüm diğerine
Solgun bir mısranın sesinde
Kuru bir ayaz vurdum ellerimle...
Sevmedim sizin gibi yalandan
Mutlak doğrularınızla biçim verdiklerinizden
Olmadım.
İnanmadım tapındığınız yalanlara
Aldırmadım yol kesen
Biçimsiz kahkalarınıza.
Sakat bir zaman artığıydınız
Aklınızın uyduruk ağıtlarında
Nasılsa mutlak kaybolacaktınız...
SU YÜRÜR
Ve tutuşur tüm damlalar el ele
Akar, yürür ummanın kıyılarına
Sonra bir durgunluk!
Bir durgunluk çöker alın yazılarına
Kaybolmuş gibi künde
Yok olmaz bir hesaba kaydoluşla
Bir ömür boyu
Dostane, ahbaplıkla
Sarmaş dolaş ummanın koynunda
Heveskar bir günde çekilse
Gökyüzünün en uzak ufkuna
Yanmadan yakınmadan
Hamdla bilecektir ve inecektir toprağa
Vakit
Yine gelecektir nasılsa…
SANKİ
Bir sabah uyandığın yerden
Koşarak kaçacaksın!
Görmeyen gözlerinden
Ve hissetmeyen ellerinden
Çok uzak bir sığınağa.
Kaçmak çareymiş gibi
Ve bulacakmışsın gibi yeniden
Eski tatları, eski hazları
Tok bir ses çıkacak gırtlağından
Sonra olgunlukla dökülecek saçların yüzüne
Akçacık yaşlar düşecek yanaklarına…
Bir ceviz ağacının gölgesinde
Durup, oturup, dinlenip,
Düşünecek içinde
Bir derviş kurulup yüreğine.
Zamanın öte kıyısından
Eskiyen yanlarından bir ukde
Sızacak usul usul ayaklarının dibine
Islanacaksın…
Bitimsiz gecelerden arta kalan
Bir sabaha açtığında gözlerini
Kaçacaksın gelen geçenden…
O zaman susacaksın
Avaz avaza bağırmanın
Çaresiz serüveninden
Koparıp çıkaracaksın arta kalanları…
SES
…ve "sus" diye seslendi
Duyulmayan bir kutsi
"Sus ki dinlensin sesin
Sus ki anlam bulsun sözlerin
Ve dahi unutsun,
Yalanlarla yalancılardan kurulu bu düzen
Bıraksın ellerini."
"Sus" diye seslendi
Kimsenin duymaya kadir olmadığı aynı ses
"Sus ki,
Bir ben kalayım gönlünde
Tenine sokulamasın kir
Kokunu alamasın şu aymaz, şu oyunbazlar.
Yanımda kal,
Gitme…"
"Şimdi dur" dedi
O tek kadim ses…
"Çıkma kozandan
Tel tel çözülsen de zamanla
Acınma…
Ne başka yar
Ne başka bir diyar olacak
Benden gayrı sana…"
"Bırak,
yokluğundan ölsün her biri,
fersah fersah uzaklarda..."
.
ÖTEDEN BERİYE
Bir şiirin orta yerinde
Emniyetini açtığım dizenin
Sıtmalı kıt’asındayım.
Az önce gömdüm,
Dimdik ölmeye duran hayalini
Ve çapraz sorguda,
Aynı kokulu kenarın dilberlerine sardım
Aşüfte gençliğini.
Aslı olmayan vaatlerin, sıvanmış fallarıma
O dakika allar boyandı ya yanaklarına
Hercai menekşeler bile utandı
Sonra bir güvercin saklandı
Kanatlarımın altına…
Tut ki kovulmuşsun cennetimden
Ve cinnetinden gözlerimin, sıyrılmış arınmışsın
Kaç paralık cürüm işler gözlerim
Sen daha ölmemişken…
Üstün başın çamur, düşmüşsün
Yangın ortası bir mahal
Ha bulmuşum seni
Ha yakalamış benden önce ecel
Boynunda sokak dolusu günah
Ah bir ağlasan
Sağanak sağanak akacak
Gökte buluta asılıp can çekişen bu keder…
Hayat kırıklığımsın
Oturup ağlasam ne fayda, üzülemem
Öyle ya, nasılsa geçer…
MUHATABSIZ
Hep biri var seslendiğim
Muhatabı olmayan şiirde
Seslenirim, bilirim duyar
Ses etmez
Kendi boynuma vebal olur
Kendime ettiğim eziyetim
Biri durur içimde seyr-ü sefer
Dolanır talan eder gönlümün bahçelerini
Ses etmem
Boynuna vebal ederim
Zulme saydığım eziyetini
Ne görünür ne kaybolur
Ne görünür ne kaybolurum
Duysam işitmem
Görsem seçemem
Söyleyecek olsam
Dil kırar lal kesilirim
Söylemez el koynunda sabahladığını
Adım gibi bilirim adımladığı çirkef kaldırımları
Yüz göz etmem…
Göz görmeyince katlanır yürek der anam
Yumarım gündüz düşlerine gönlümü
Olur da şaşar diye söyletmem
Yalana dolanmasın ayakları
Dolanmasın mısralarında sahtekarın uyakları…
SAHİ...
Ne sanıyorsun,
Sahi, olmasan ne olur
Ölüm adresimi mi sorar
Toprak koynuna mı bekler
Kışa mı döner baharlarım
Kuşa mı döner yoksa ömrüm
Uyurken aklımı mı alır yaşamak
Ne olur, sen olmasan
Alışmasam terine
Öğrenmesem senli akşamların
Çakır keyif sarhoşluğunu
Aldırmasam,
Üstüme bu kadar düşen hayata
Hiç bilmediğim varlığının ardından
Gelemez yokluğun işte.
Ne olur sanki
Olmasan yanımda
Koluma girmesen,
Gülüşümde görmesen aşkı
Bir hayat doğurmasam kucağına
Ne olur söyle haydi,
Ölüm öldürülmeyecek olduktan sonra
Yahut,
Sen Mecnun'u hiç anlamadıktan sonra
Ne değişir, olmasan.
Olurun yok senin,
Bunu bir anlasan...
İYİ Kİ...
İyi ki tanımışım seni. İyi ki beklenmedik bir anda tam da hayatımın başında çıkıp gelmişsin bilmediğin insanların konukluğuna.
İyi ki ben benmişim ve iyi ki sen bu kadar değersiz biriymişsin. Seni tanımasam, ölüme bu kadar meftun olmaz, alışamazdım. Hani beterinden saklasın derler ya, ölümden daha beter olan tek şey sen oldun her zaman.
Gelmesen bilemezmişim böyle çok sevebilmeyi. Bilmezmişim kalbimin kadrini. Öğrenemez mişim iyiyle kötüyü ayırd edebilmeyi. İyi ki gelmişsin ve iyi ki sen, senmişsin.
Gidişin içinde iyi ki diyebiliyorum. İyi ki gitmişsin, bunun için minnettarlığımı bilmelisin. Gitmesen senin için ölümü göze alışımın ne denli büyük bir aptallık olduğunu bilemezmişim. Gitmesen seni severken yapabildiklerimin kıymetini anlamazmışım. Gitmesen… bir aşkın ne olması gerektiğini çözemezmişim.
İyi ki sen senmişsin. Gelip gidişlerinde aynı tuzağa düşmemenin sözde kolay lakin pratikte ne kadar zor olduğunu öğrenemezmişim. Seni tanımasam herkes hak ettiğini yaşar diyemezmişim.
İyi ki tanımışım seni. İyi ki gelmiş ve daha da iyisi, iyi ki gitmişsin. Hani ola ki kalsaymışsın değersiz biri için ne çok değer atfedermişim.
İyi ki ebemkuşağı tutmamışım yanında ve iyiki hiç bir renge adını vermemişim. Alışmamışım iyi ki varlığına ve alışmaya mecbur kalmamışım yokluğunda ağlamaya. İyi ki, inanmamış, iyi ki güvenmemişim hasılı.
Hiç sitem etmediğimi fark ettin mi. Senden gitmek sana gelmekten daha hayırlı olduğu içindir, bilmelisin. İyi ki sen sen mişsin ve iyi ki gitmişsin. Gidişini kutluyorum mutlulukla. Kalsan kâbusa dönecek bir hayattan beni esirgediğin için minnetlerimle…
UNUTSAM UYANMAYI
Bir akşam tamda dinlemişken
Anlattığın bizli masalı
Akşamdan kalan acılarımı alıp
Gecenin körüne yürür
Uzanırım ak yatağıma
Düşünmem bile mevsim kışmış
Uyurum… uyanmam…
Gelemezsin bile uyandırmaya
Seslensen cevap vermem
Sesim… nefesim…
Buğulanmaz ayna bir daha
Yumarım gözlerimi
Yurlar soğuk suyla
Aldırsam da ağlayamam…
Beklemez solgun yüzüm
Musalla yeni ölüm bekler
Alır toprak bedenimi
İstersin…
Öl de gel der
Ölemezsin…
Ölüm mü öldürüldü yoksa
Deyip ararsın
Derdin acımı geçer…
Ensende bir ürperti peyda olur
Hissedersin…
Tatlı gelir dünya
Ölmeye ne var gülüm
Şöyle bir akşam uzansan
Sabaha açmasan gözlerini
Alıp götürürler
Kürek kürek toprak
Çıkmasın aman der gibi
Unutur mezar taşın bile ismini.
HA GİTTİN HA GİDECEKSİN
Genç güleç zamanlarımı
Bulvar üstü kaldırımlarda
Terk ettiğin zamanları sar
Sarmala sonra yalnızlığımı
Geçer mi acısı
Unutur muyum sahi
Tuttuğunda yeniden elimi
Düşünce yıldızlar suya
Aldanınca deniz kızları
Yalanlarının en okkalısına
Defin vaktimidir yoksa
Günden kalan bir ikindi üzeri
Yıkık bir konağın kuruyan duvarlarında
Bir ihtilal şarkısı gibi genç ve hür
Bir ıslık olup düşer mi adın
Kavruk dudaklarımdan
Ya sonraki sabahların korkusu
Ha gitti ha gidecek
Papatyaları sökmeliyim ilkin
Bahçemin toprağından…
PERDEDAR
Sen saklanınca ışıkların perdesinde
Ve gölgeni aldığında koynuna
Kaybolan hayalin ardından
Ağlarım…
Kimse görmez yağmurları
Ve ıslanan yalnız kirpiklerim olmaz
Karşı kaldırımdan nazar ederim
Tüllerine.
Ya uyuyakalmışsındır ya da…
Ne bileyim ben
Bilmek…İster miyim…
Severim öyle uzak bir semtten
Aynı göğün altında olmak
Seni avutur koynunda
Beni…yorar ayrılıklar…
Ki dil bilmez bir alemin orta yerinde,
Haraç mezat satılır,
Üçe beşe hesabı görülen
Kimi sevdalar…
ÖLÜM
Bazen,
Aklımı başımdan alıyor
Ölüm kokusu…
Ayna oluyor ya hani pencere
Gece sır diye ardına gizlenince
Korkumu seyrediyorum...
Karanlık yutuverecek mübarek
Zifir uykusuzluğumun birinde
Kim bilir kimden evvel
Kim bilir hangi mevsim
İkindiden önce, öğleden sonra
Belki senli belki kimsesiz
Söker alır boğazımdan
Son nefesi, hayat bitince…
Hakikat
Gecenin karanlık köşesinde
Oturup duran yalnızlık
Dün ne kadar gerçektiysen
Bugün de o kadar …
Ve dalıma konan serçe
Kanıyorsam ne sebepsin
Ne ölüm…
Düşen yıldırımları
Tek tek biriktireyim içimde
Hepsini üzerime yağdırın
Efsaneler…
Darağacı kurun gövdeme
Hakikat olamayacak kadar
Yokmuşum meğer…
vesile (I)
Bir sebep olmalı
Yaşamak için bile
Yeri göğü tutan
Duaların dizilişi gibi
Ki eksik etekli kız çocukları
Erken düştüğünde sevdaya
Yüzünü dönmeli hayata
Bir sebep olmalı
Düpedüz arlı yahut arsız
Yaşamak istemeli adam
Sevabı günahı kabullenip
Dönerken gece sabaha
Uyduruk bir sebep bulmalı
Adam…yaşamak uğruna
Kimbilir hangi kirli sokağın
Toprakla hizalı
Bodrum katında...
ve muhtemel ait olmadığı
İğreti bir kadının kollarında…
ÖFKE
Sol omzuma konar ya
Baharın uçsuz sancısı
Kızıl bir akşama vurulur,
Sağ omzum
Kıskanç yangısıyla.
Seyirir yüreğim bir ara
İsmin esince ardımdan
Gelesim gider
Uzak toprağın kokusunda.
Yollar görünce kapatırım
Fincanı tabağına
Aklım dur der gönlüm vur
Hani olsa tek kurşunum
Sıkarım bakışlarına
Ya dönme bu yana
Ya görünme seni anlayan yanıma.
"Ve" bağlaçları küfrümdür artık
Yedi sülalesini bildiğim Hürmüz’den
Beterdir öfkelerim
Git kara bulut
Yaz gelecek önün sıra
Kuş konacak dallarıma
Düşüp öleceğim nasılsa
Ruhumu gömdüğüm
İstinat duvarlarında…
ÖLÜMLE NİKÂH
Tam da bu kıyıda
Düştü dev gövdesi
Turaba…
Avuç içi kadar kalan
Bir vatan uğruna
Ayağı yalın çıplak
Dudağında La İlahe İllallah ismi
Yıkadı toprağı al kan
Tam da burada
İşte burada!
Anzak donanmasından savrulan
İşgalci ruhun şarapnel parçasıyla
Gözü dönmüş barbar bir kavmin
Salıverdiği vahşi itinin
Dişleri arasında…
Ölüverdi Memedim
Adını Ali diye bildiği
Çerkez çavuşun kollarında...
Bir kez daha Zülfikar oldu
Görüverince Memed’i toprağa düşerken
Aynı toprağın karındaşı Kürt hasan
Koyver dedi Çerkez çavuşa
Koyver gidem
Gidem alam mundar canlarını
Zor işti kardaşı ölüp giderken
Kanını yerde komak
Vatan toprağının kıyısında
Süngü tak deyip gürledi uzaktan
Dik duran komutan
Karaya vurdu küffar
Süngü tak!
Şehadet etti Ada'lı Muzaffer
Durma komutan gayrı
Koyver...
Ölüme döndü Çerkez çavuş yönünü
Gelibolu’dan bir nefes uzakta
Kefen ölçtü kılığından
Yetmişiki milletin emanet ettiği
Vatan evladına.
Yürü hasan dedi,
Yürü koy verdim canımızı
Kıydım gayrı, ölüme nikahımızı…
İhanet//////
Hâlbuki
Kolay şeydir şu ihanet…
Martılara gülümseyen
Her hangi bir kadınla,
Farketmeyecek bir zamanda
Göz göze geliverirsin ya bir anda...
Yahut geçerken yanından,
Kokusu takılır ya saçlarına
Bir çalım düşer mani olamazsın
Peşi sıra yürürken ardından
Takılıp sürüklenmek ister bir yanın,
İçinde fırtınalar kopar dalga dalga
Açıkta demirlemişken hâlbuki
Bırakasın gelir kendini
Girdabın kollarına
İnadına parlar,
Kızılca kıyamet bir güneş, tam da öğle vakti
Şehir üzerine yürür koşar adım
İnadına uslu durur boğazın suyu
Gâvurluk eder yaprak
Kılını bile kıpırdatmaz
Kalakalırsın yığılıp kaldığın
Kaldırım taşlarında
Bir adımda kaybolur rüyan,
Kurulur yalnızlığın
Lazım olmayan vakitlerin başlarına...
Hiçbir sevda,
Kış dikilip dururken ayakuçlarında
Yeşertmez bakışlarını…
Yakalamaz seni, inadına!
Üşür mübarek aşk
Cemreleri bekler dönüp gelmeye
Efil efil etekleri zil çalarken yaz
Hayalindeki siyah saçlarıyla
Dökülür,
Kara bakışlı, serçecik kızların omuzlarına
Çirkin adamların kollarına takılır
Pencere süsü sardunyaları gibi
Yürüyüp kaybolur önün sıra…
Bir akşamın
Gurup zamanında,
Tıkanır boğazın, iki mısrayla
Yutkunamaz, ağlayamazsın inadına
Aklını okur tarla kuşları
Kanatlanır ruhun satır aralarında,
“Yine yoksun sevgilim
Bütün mevsimler çaresiz!”
ŞİMDİ SEN...
Şimdi sen çıkıp gitsen şu kapıdan,
Ne fark eder sanki…
Yoksun diye demir alır mı gemiler?
Ufuk, akşamı mı çağırır erkenden?
Balıkçı tekneleri,
Poyrazın kollarında,
Kayıp mı olurlar sanıyorsun?
Şişeleri mi eklerim ucu ucuna?
Sardunyalar daha mı mahsun açar,
Pencere pervazlarında.
Aldırma sevgilim
Sanma ki seni sevmedim
Sevmeye istidadım var bilirsin
Ama ille de, özgürüm tarla kuşları kadar
Ne kadar sevsemde…
Hürüm,
Bir ölünün toprağa alışık olması kadar
Şimdi sen,
Unuttum seni desen
Ne değişir hayatımda?
Gözyaşı şişelerine mi birikirim ölmeden?
Gömülmeden sensiz sabahlarıma
Ve bilmeden nerede olduğunu
Avuçlarımda mı tutarım karları,
Ellerim donana kadar…
Limandan el mi sallarım sanıyorsun
Sevmedim mi senin kadar ?
Halbuki unutup gitmek cesaret değildi
Sevgilim…
Unutmak bir anlamda
Kapitalist bir düzenin içinde
Yeni bir kadın sevebilmekti
Serbest piyasa şartlarında.
Daha güzel bir çift gözün derininde
Kalmış olmaktı uzun zaman
Ve tenperver gecenin koynunda
Öpmekti, beyaz omuzlarından
Şimdi, seni terk ediyorum desen
Fark eder mi sevgilim
Sevilmemek ne bir acziyet
Ne de onur tarafından sevilmek
Gideceksen ve bulmuşsan bir yolunu
Gitmelisin ansızın
Gitmelisin çünkü vakit
Belli ki benden gitmek vakti
Gitmelisin ardına bakmadan
Unutmalısın ellerimi
Unutup terk etmelisin beni
Sararıp solan, yalnız
Senli bir düş vaktidir şimdi…
ANLA
Tuhaf bir gece siniyor üzerime…
Günden kalan güneşler,
Cemreleri andırıyorlar.
Ve sürüp giden zamanda,
Yangın yeri yalnızlıklar…
Velev ki sevdin,
Niye söyledin adam!
Ester bu…
Yılların sokak lambasına
Güvenilir mi bu kadar?
Her gün önünden geçiyor diye,
Yasladığın sırtında ağır anason kokusu
Sana verimi verir Ester’ini?..
Baştan söyledi üstelik,
“Bir gece olacak vıre, anlorsun?”
Ne sandın martılar vazgeçmiyor diye
Vazgeçmeyecek mi ?
Ester bu be… Ester işte
Kaldırımı Arnavut
Sokağı rum
Gecesi şarabi
Aşk bir gecelik yaşar bu tarafta
Anla Yaşar,
Bir geceliktir aşk anca
Kaldırımı yüksek bu sokakta…
GİDERKEN
Kirli jargonlardan çıkardım
Sokak çocuğu aşk yanlarımı
Sövgünü özledim sevgime
“Sevdim Allahsız” demeni birde
Çekimsiz fiillerinde irkilmeyi…
Ve bağlaçlarında iğfal ettiğin dünyaya
Gecelerce ağladığım tecavüzlerden
Kaçıp kaçıp sığınmayı özledim
Bohçasız gözyaşlarımı dert top edip
Sokuldum dağ bellediğim yanlarına…
Küfrettim ulu orta âlemin çarkına
Küfür ki gariz, küfür ki bariz benden yana
Madem yazılmamış aşk bize, öyleyse…
Söküp çıkardım ellerimi
Güz kurusu ceviz ağaçlarımın köklerinden
Mezar kazayım dedim ismime
Mezar… tırnaklarımla
Korktum yalan değil
Korktum izinsiz yürüyüşlere
Caddelerinde…
Unutamadığımı,
Üstelik unutamayacağımı bile bile
Unutmaya söz verdim kendime
Namuslu bir terk edişti bu gidiş
Öyle öğretirler bilirsin
Öyledir bozkırda sevişmeler
Ve böyledir dağ başındaki ayrılık
Üzgün değilim, ağlamadım inan
Geceden kalma bu baş ağrısı
Şişenin dibine vurduğumdan
Mutluluk şiirlerimin başlarında dursun bırak
Nasılsa büyür parmak uçlarımda keder
Büyür hüzünlü acınası bu ayrılık…
Tüketir ömrü hicranla bu alaca karanlık...
MİNNET
Uzaktan…
Bir keman…
Kanatıyor ruhumu,
Acımadan…
Kırıyorum yadigâr köstekliyi
Gümüş aynalara vuruyorum gözlerimi
Vakitsiz tüketiyorum
Saatli maarifi
Gömüyorum gece vakti
Uzak bir köyün izbesine
Gömüyorum ellerimin gölgesinde
Eskiyen her vakti…
Az evvel girdiğim eşikten
Kederim çıkıp gidiyor
Peşi sıra gülüşlerim
Günden kalma haliyle
Kâr kalıyor yalnızlığım…
Yalnızlığım…
Seviyor üşüyen tenimi
Bir başıma bu evin
Her köşesinde
Gasp ediyor sanki gözlerimi
İlk kim sevmişti diyorum,
İlk kim?
Komşu bahçenin kuytusundan
Hiç sokulmadan öylece uzaktan
Cömert bir aşkla
İlk kim sevmişti seni…
Ilık bir güz akşamında
Yakınına varamadan…
Ya şimdi…
Görse tanır mı
Bilir mi vurulduğu gözlerini
Ya şimdi…
Bunca eskimişken
Son bir daha
Isıtır mı üşüyen ellerini…
…
Bir gece vakti
Sildim,
Sokak lambalarından yadigâr
Ayrı düşmüş, ikiz gölgemi…
ŞEHADET PARMAĞI
Ki…
Eğri büğrü bir gövdeyim halbuki!
Dosdoğru göğe yükselen,
Alıcı kuşlara aşık…
Dar gelince dünya
Kollarımdan ağar ilmikler
Kaç can alır, kaç yuva saklarım
Avuçlarımda.
Derin hesaplarım vardır benim,
Yerin kaç kat altında
Ve soğururum bulutun gözyaşlarını
Soğulan akşamlarda.
Günlere türküler, ağıtlar
Nameler dizerim yapraklarımla
Kimse duymaz sesimi…
Kimi istersem ölüme getiririm
Dağın yücesinde
Ufkun en ötesinden
Akıllara ziyan
Aşklar çentilir göğsümün üzerine.
Kaç ölüm beklerim,
Kaç beşik doğar kollarımda
Kışların ardından bebeler dökülür
Gölgelik dallarıma
Yemişler veririm beyaz ellerine.
Kuşlar… Konuk olurlar…
Sarılırım toprağa
Ve yıkılası bir lanetle bir gün
Ağlar, yaşmağı zorla sıyrılan bir kadın
Şahidi olurum, diyemem…
Ölüm diler kollarımdan ölmez
Ölüm dilerim kollarından, öldürmez...
Damar damar çatlar yüzümün arı
Kanı ağar köklerime
Kardeş olur ağlarız
Hesabı benden sorulur
Susar, saklarım
Şahadet edeceğim ruhunu
Eteğime…
VURURLAR SENİ
Buruşturup attım genç zamanlarımı
Zira bir ihtilal ertesiydi
Ve tankların gölgesinde
Hala iz sürüyordum hürriyete
Sanrılarımın darağacı yeni kurulmuştu
Saçlarımsa yağlı urganda sallanmayacak kadar
Gürdü o zamanlar
Şafak sökmeden uyandırırdı ezan
Tek ayağını patronun servetine kaptıran babam
Bir başına abdest alırdı,
Ahşap evimizin, konuşan
Güze boyanmış duvarlarıyla.
O zamandan belliydi…
Kış kalkmayacaktı,
Aldığım yaşların omuzlarından…
Sevmezdim türkü dinlemeyi
Kederli ağlamaklı gelirdi
Ve nazım geçmezdi Nazım’ın şiirlerine
Vazgeçtim bende, mısralarına uğramaktan.
Deniz diye öğrendiğim tek şey
Kara gözlü kara bahtlı genç bir adamdı o zamanlar
Hak’sa, öldükten sonra bulunacak kadar
Uzaktı…
Bir ihtilal sonrasıydı
Manşetlerde kim vurduya gidenleri
Gördüğüm zaman…
Faili meçhul hükümler yiyen adamların
Tayınsız mahkûmiyetleri bitmeden
Başları görünürdü mezarlarından…
HALLAÇ HAKLIYDI
Söyle…
Allah’ı sevmek nedir sence
Nedir sevmenin gerçek manası
Ve nedir Allah
İçinde büyüttüğün bir vehim!?
Dar zamanında farzımuhal
Bindiğin uçak tutulunca türbülansa
Öleceğini hissettiğin bir anda
Sığınacağın bir güç!?
Tutkulu bir aşkın ertesi
Başını koyduğun omuzun sahibi
Yalnızlığının içinde
Seni zenginleştiren bir kudret!?
Esen rüzgarın dizginlerini açan
Gökyüzünün görünmeyen katmanlarından
Hayatına serinlik veren bir sahip!?
Söyle…
Kim senin için Allah dediğin
…
Bu sabah ihtiyar bir ağacın
Kışa hazır uğultusunda
Bir kere daha düşündüm
Herkesi neden çok sevdiğimi
Dedi ki içimdeki ses
Sen Allah’ını sevdin o halde
Ve sevdim hatalarımı, yaparken üzülsem bile
Sesini duymak için alabildiğine
Zorladım sınırlarımı
Emindim… Vardı…
O halde duyabilmenin yolu
Belki de yaramaz bir kul olmaktı.
Gülünç bence de
Ama biliyor musun
İçtiğim her kadehte bile
İçmeyi yasak ettim sana diye
Fısıldadı…
Kızmadı, vurmadı yüzüme
Küstürmedim bende
Galiba hallaç haklıydı
Başkaları baktığı noktadan bakamadıysa da
Allah, aşkıyla yananı hemen anladı
Aşıkken, idam sehpasında
Olgun bir armut gibi sallandırılmak bile
Adama koymazdı…
ARMAĞAN
Hapsetme saçlarını
Tel tokaların esaretine
Bırak rüzgâr dolaşsın
Yumuşacık parmaklarıyla
Ve hür bırak çakmak çakmak bakışlarını
Gülüşlerine bir nizam verme
İçinden geldiği gibi
Hissettiğin kadar mutlu
Bırak kollarını hayatın dalgalı sularına
Sahile vursun kimi zaman seni
Kimi kayalıklar acıtsın bedenini
Yeniden kulaçla zamanı
Yaralarına iyi gelir yaşamanın tuzu
Tadı içinden gelen sevinç
Tadı sensin hayatının
Tadı sen anlasana…
Bırak kendini
Hayatın gizemli sularına
Islan alabildiğine kimi
Islan gözpınarlarının yeşeren damlalarıyla
Büyü mercan kayalıklarında
Kanın renk versin kayanın damarlarına
Hür bırak saçlarını
Hür yaşa ruhunu serbest bırak
Hürriyet içinde saklı kalan
Tanrıdan kula verilen bir armağan…
PENCERE ÖNÜ
Gideli kaç ay oldu
Geldiğimde sildiğim pencereler
Toz içinde şimdi
Gelirken dinlediğim haberler
Cinnetler, aşk cinayetleri
Hala gazetelerin ilk sayfalarında.
Kaç ay geçti hâlbuki
Yağmur yağdı
Kar inat etti yağmamaya
Kirimizle kalakaldık bu yerde
Belki sadece kanı akıttı düşen damlalar
Ama cesetlerimiz
Tertemiz örtünmedi kardan örtüleri
Gideli kaç ay oldu
Pencerenin dışına uzatmıyorum başımı
Açmıyorum yalnızlığımda
Üşümek bir yana
Sanırım biraz da korkuyorum
Yalnızlık sızıntı yapar diye
Hücremin içine
Gideli çok oldu biliyorum
Geleceğim elbet
Dönmek için bir canım olacaksa
Sevinerek döneceğim
Beni ağırlamak için sildiğin
Temiz pencereli evime…
Sardunyalar açmış olacak belki de
İçime çekeceğim yanındaki hürriyeti
Ve saksı saksı çiçeklerimi seveceğim önce
Serçelere su bırakacağım
Yangın yeri yazlarda
Çıkmayacağım dört duvarın dışına
Yine parmaklıklar gerilmiş olacak camlara
Bu defa yanımda olacaksın.
Demiştim sana
"Sana şiir yazamam ben.
Sana şiir yazmak için
Hasretini çekmem gerekli"
İşte…
İşte yazıyorum şimdi
Hem de… Neyse…
İçimde tutayım yine
Söylersem biliyorum
Üzülürsün…
Görmezsen dayanmak zor gelmez
Zor gelmez sana, yazarken
Ağladığımı bilmezsen…
UZAĞIN
Kâğıt kokusu alıyor yine
Senden çaldığım tüm zamanı
Uzağına gömdüğüm sesimde
Titrek bir güz telaşı
Hâlbuki
Hâlbuki fotoğraflar,
Başka türlü anlatıyor bizi
Kanatlarının altında saklandığım
Denizinde yaşlandığım zamanlar
Aklımın bir kenarında
Bu gece,
Bu gece, yine...
Gündüz kulağıma gelen sesinle
Avuntu içerisindeyim
Sıcak akşamına doyamasam da
Saçlarının ak rüzgârı teselli ediyor
Soğuk, odamın duvarlarında.
Uzansam elimi tutar gülüşün
Çelinir aklım bir daha.
Üşenmez, koşarım
Dağı taşı
Silerim sensiz her arkadaşı
Bir türkü deşer
Sol yanımı…
Bir türkü ulu orta acıtır
Sana alışık dudaklarımı…
DUA
Çocukken,
Dizimde uyusun diye
Yemeğimi yemediğim
Kıpırdamadığım
Derin nefes bile almadığım
Yavru kediye merhametimi
Hatırlıyor musun?
En az,
Duyduğum o sevgi kadar
Sever misin beni?
Umursar mısın?
Tutar mısın rüzgarının dizginlerini?
İçine ağlar mısın ıslanmasın saçlarım
Kucaklar mısın rahmetinle?
Isıtır mısın yüreğimi?
Ve ısıtır mısın ısınmaya hasret ellerimi
Öper misin usulcacık belli belirsiz
Gözlerimden...
Acır mısın acıdığım gibi?
Sahi yavru kediye merhametimi
Sen de hatırlar mısın benim gibi?
VAKTE
Hangi vakti kurayım sağ bileğimde
Ki tutunma zamanım olsun gelişin
Hayata san’ata ve sana
Ümit saçıp bekleyeyim
Hangi vakit inersin gözlerimin perdesine
Düşkün bir yetim gibi
Yollara düşerim iki gözüm
Anlasana…
Daha kaç zaman bekleyebilirim…
Bu yaş tekinsiz,
Emniyetsiz bir zamanın sığlığındayım
Ya yutar ölüm, gözlerimin buğusundan tutup
Ya ölesim tutar yokluğuna dayanamayıp.
Önümü keser tiryakim duman
Pencerem kilitli, kapım duvar
Kimse giremez gönlümün sancağına
Çığlık çığlığa özlerim kokunu
İçimde saklarım gidişinde
Dönüp bir kez bile ardına bakmayışını
Pervazlardan sokağı seyreden sardunyalar
Gün sayar hürriyete müebbetten
Yine yapraklarını kızıla boyar tabiat
Çok sürmez kış da gelir buralara
Duvarlar soğur önce
Yerden ruh gibi çekilir yaz
Cemreler…Cemreler beklerim gelişine
Allah’tan başkası sesimi duymaz…
GÜN
Bir sabah uyanacaksın
Yine ve yeniden.
Dağılmış olacak yorganın
İçinde fırtınalarla…
Ellerinde geceden kalma,
Nikotin kokusu.
Genzinde acı su
Ve açılmamaya inatlaşan
Bir çift göz
Zorlayacak güneşi görmeni
Bir öğleni bekleyeceksin
Vakit kol saatinde esir
Gitmeyecek
Tükenmeyecek gün
Kimse çalmayacak kapını
Postacı uğramayacak
Ve uğramayacak elektrik şirketinin
O selam vermeye muhtaç olduğun
İnsan sesi
Bir akşam güç bela
İndireceksin güneşi dağın ardına
Çekeceksin ayın ve yıldızların iplerini
Çekeceksin geceyi olanca kahrıyla
El pencerelerinde şen ışıklar olacak
Dolu dolu haneler özleyeceksin
Kimi kavgalı, kimi cenazeli
İlle de kalabalık
İlle de omuz omuza
Duvarlar gülecek haline
Yerdeki el halısı
Boş koltuklarda ağırlayacaksın
Yoksulluğunu ve kimsesizliği
Ay başını beklemediğine güceneceksin
Olsa da başını okşasam
Olsa da cebine harçlık koysam diyeceğin
Bir torun özleyeceksin
Bir akşam
Kilitlemeyi unutacaksın kapını
Göz göre göre…
Pencerelerini tırmalamayacak
Sokak kedileri.
Uyanmana yakın ertesi sabahlarda…
YALNIZ BULUT
…
Halbuki son damlasını da bırakınca bulut
Hiç olacaktı yalnızlıktan…
Şavkı söndü ay yüzünün
Göl gizlendi karanlığında
Sağır eden bir sessizlik
Uluyan ormanın başucunda.
Puhu kuşları nöbete durmuş geceyi
Ucundan sonuna üşümüş ruhum
Gidişinle azalmışım
Gelişin bir sıtma nöbeti
Avuçlarımda üç beş mısra
Dilimde mürekkebin buruk rengi
Bir diyeceğim vardı ardın sıra
Bir tercih meselesi böylesi susmaksa
Ayağım göl suyunda, sırtım ormana yaslı
İçime akan yaş ve ayyaş bir serseriyim
Aklımın bakir topraklarında…